RockTurka v2.0 | Online Rock Dergisi: ROCKTURKA'İLE RÖPORTAJLAR

RT Haber Bölgesinde Haber aramak için yan kisimdaki arama kutucugunu kullanabilirsiniz.

Ayrica sizinde Paylasmak istediginiz Müzikle alakali haberler var ise Yukaridaki Haber ekle butonuna tiklayarak mail adresimize haber gönderip, yazınızı yayınlıyabiliyoruz

RT Haber bölgesinde Müzikle alakali her türlü konser,festival,etkinlik,albüm haberleri gibi her türlü müzik haberine ulasabilirsiniz.

1/07/2008

Ağrı kesici grup: Gripin


Gripin, 2000’li yılların başından itibaren albümleri olmamasına rağmen kendi kitlelerini yaratmayı başarmıştı. 2004 yılında gelen albüm ise çok önceden elde ettikleri başarının belgesi olmanın yanı sıra onları Türk rock müziğinin başarılı isimleri arasında kısa sürede yukarılara çekti. Daha önce röportajlarımıza da konuk ettiğimiz Gripin’i 2000’li yılların en başarılı 3 Türk rock grubundan birisi olarak gördüğümüzü söylersek pek de yanılmış olmayız.

1999 yılında Birol Namoğlu (vokal) ve Evren Gülçığ (bas gitar) tarafından kurulan grup 2001 yılında Murat Başdoğan (gitar) ve İlker Baliç’in (davul) ve 2002 yılında da Arda İnceoğlu’nun (klavye) dâhil olması ile bugünkü halini aldı. Birçok grup gibi cover yaparak müzik hayatlarına başlamış olsalar da bu durum Gripin’i pek sarmamış olacak ki 2000 yılından itibaren kendi şarkılarını yazmaya başladılar. Özellikle kendi şarkılarını çalan gruplara pek de rağbet edilmediği zamanlarda Gripin bar programlarında, üniversite şenliklerinde ve büyük festivallerde yer alarak İstanbul’da gittikçe büyüyen bir hayran kitlesine sahip oldular.

İşleri bir adım öteye götürmenin, müziklerini daha çok insana ulaştırmanın yolu ise albümden geçiyordu. Uzun süreli bekleyişin sonunda 2004 yılında “Hikayeler Anlatıldı” albümü ile Gripin de albümlü gruplar arasındaki yerini aldı. Albümden çıkan hitler “Boşver”, “Karışmasın Kimseler” ve “Elalem” aslında albüm çıkmadan önce de Gripin’in en bilinen şarkılarıydı. Albümün ikinci basımı ise “Hikayeler Anatıldı” albümündeki parçaların akustik versiyonlarını içeren bir CD daha içeriyordu.

Genç grupların müzik piyasasındaki en büyük problemi yakaladıkları çıkışı devam ettirip ettiremeyecekleridir. Özellikle her gün yeni bir grubun sahneye çıktığı bir ortamda tutunabilmek gerçekten birçok şeyden feragat etmekle birlikte büyük bir özveri de gerektiriyor. Gripin için 2. albüm çıktıkları yoldaki başarılarının sevenleri tarafından onaylanması gibi oldu. İlk günden beri kendilerine özgü müziklerini, Birol Namoğlu’nun vokalleri ile bütünleştiren grup 2007 yılının Şubat ayında raflardaki yerini alan “Gripin” albümü ile daha uzun bir süre aynı çizgide karşımızda olacaklarını göstermiş oldu. Grubun albüme kendi isimlerini vermelerini “Bu albüm Gripin’in kendisidir” diyerek açıklaması da grubun yaptığı müziğe olan inancının simgesi. Özellikle ilk klip parçaları “Böyle Kahpedir Bu Dünya” ve Emre Aydın düeti “Sensiz İstanbul’a Düşmanım”, albüm çıkar çıkmaz yeni Gripin hitleri olmayı başardılar.

İsmini hepimizin bildiği o ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtan alan Gripin’i bu soğuk günlerde her türlü ağrı çekenlere yeterli miktarda öneririz.

8/26/2007

Efsane geri döndü! | ERSEN & DADAŞLAR

Ersen ve Dadaşlar, 14 yıl aradan sonra yeni albümleriyle sevenlerine yeniden merhaba diyor.
Efsane geri döndü!

Ersen ve Zafer Şanlı, Volkan Şanda, Cevdet Canel, Murat Mısırlı'dan oluşan ikinci kuşak Dadaşlar, 14 yıl aradan sonra bir zamanlar tüm Türkiye'de hit olan en güzel beş şarkılarından oluşan yeni albümleriyle sevenlerine yeniden merhaba diyor.

Yıllar sonra tekrar aramıza katıldınız. Hoş geldiniz...

Hoş bulduk... 35 yıllık müzik hayatımın liste başı olmuş beş şarkısının yeni düzenlemelerini yaptık. "Aman Tertip", "Kozan Dağı", "Ayrılık", "Yoksulluk", "Ölüm", "Dostlar Beni Hatırlasın" gibi bir dönem tüm Türkiye’nin zevkle dinlediği parçalar yapmıştık. Şimdi bu parçaları Best of Ersen ve Dadaşlar adı altında yeni nesillere sunacağız.

Cem Karaca keşfetti değil mi?

Beni İstanbul’daki çalışmalarına davet etti. "Resimdeki Gözyaşları" hazırlandığı zaman ben onların provalarındaydım. Moğollar’dan Aziz Azmet’in ayrıldığı dönemlerde Cem Karaca, "Sizin Moğollar’a solist olabilecek müzisyen burada var" diyerek beni işaret etti. Moğollar "Garip Babam" adlı 45’lik yapıyorlardı ve ben de onlara katıldım.

Ne kadar süre devam ettiniz Moğollar’la?

Moğollar’la kısa bir müddet çalıştım ve bir 45’lik yaptım. Daha sonra da Ersen ve Dadaşlar grubunu kurdum. Fehiman Uğurdemir benimleydi, Moğollardan Taner Öngür’ü aldık, İzmir’den Kılıç Danışman ve davulcu arkadaşımız Mehmet Gürsu birlikte Ersen ve Dadaşlar’ı kurduk.

Sonra ne oldu?

Fehiman’la, Taner’le, Kılıç’la, Mehmet’le 1980 yılına kadar devam ettim. 80 ihtilali ve sonrası bu arkadaşlardan ayrılıp, Zafer Şanlı, Volkan Şanda, Cevdet Canel, Mehmet Mısır ile birlikte çalışmaya başladım. Sonrasını biliyorsunuz 1993 yılında müziği bıraktım. Aradan tam 14 yıl geçti. Cevdet, Zafer ve Volkan’ın üç ay önce gelip "Bu efsane grubu tekrar bir araya getirelim" demeleriyle her şey yeniden başladı. Ve kendi imkanlarımızla bu cd’yi yapıyoruz. Yeni jenerasyon dinlesin istiyoruz. Sitemizi yaptı çocuklar. www.ersendadaslar.com adresinden albümü isteyecek, oradan dinleyecekler. Bu emeğin karşılığını oradan bulabilecekler, o dünün nostaljik çalışmaları ve bugünün best of single’ını...

Bu best of albümünüzde yer alan Kalbimdeki Acı parçanıza yıllar önce Sezen Aksu da vokal yapmış bildiğim kadarıyla?

Evet. Dünya iyisi kızdır. Ona göre ben şarkı söylerken mikrofonla sevişiyormuşum. O sene Kaybolan Yıllar’ı yaptı. Şahinler Plak’tayız ikimiz de. Çok arzu etti şarkıda vokali yapmayı.

Sizde Cem Karaca’nın emeğinin büyük olduğunu söylüyorsunuz...

Evet. Allah rahmet eylesin. İlkim’in benden ricası var, bir Cem Karaca kitabı hazırlıyormuş, benden de yazmamı istedi ve hazırlıyorum ben de. Onun cenazesine ölümünden birgün sonra ona vereceğim en güzel hediye hatim indirmekti 3 gün Kur’an okudum.

14 yıl neler yaptınız peki? Müziğe küstünüz mü?

Hiç müziğe küsmedim. Ama 1992 yılından itibaren özel televizyonların kurulması ve çok sanatçının çıkışı müziğin seyri ve gençlerin anlayışı da değişti. Müzik, popüler müzikten, Anadolu rock’tan uzaklaşıp rock denilen noktaya geldi. Gençleri seviyorum destekliyorum. Öte yandan kendi müziğimizle normlarımızla Karacaoğlan, Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan Abdal’larımız var. Bunların hepsi bir derya ve yıllarca ölmeyecek.

8/04/2007

RockTurka Röportaj Bölümü | ALTÜST

Müzik hikayeniz nasıl başladı?

2005 yılının nisan ayıydı yanılmıyorsam, Gökhan ve ben beraber birşeyler yapmaya karar verdik ancak buna grup olalım v.s. diye başlamadık. Ben söz yazıyordum Gökhan’da esasında bunların birer şarkı olabileceğine inanıyordu ve böyle başladık. Eğer sorduğun soru müziğe nasıl başladığımızsa, boşver onu : )

Muğla’da yaşıyorsun bildiğim kadarıyla? Sence bir müziği üretirken yaşadığın yerin önemi var mıdır?

E tabi ki vardır. Eğer bir demo kaydı için taa 600 km aşıyorsan ve ardından gitar çalıp, vokal yapman gerekiyorsa. Şarkı orada oluşuyorsa ve sen muhtemelen sıçıp seni eleştirenlere de bakın beyler bu iş böyle böyle oldu diye anlatamazsan tabi ki var. Adam durmadan detone var, cart var curt var. Eyvallah bizde duyuyoruz onları ama gel gör ki o kadar şarkıyı bir günde yapmazsak yemek yiyecek paramız kalmayacak yada bu işi yapmayacağız. Burada akıl vereceğine daha iyisini otur yap demek düşüyor da sorudan saptık : )

Geçmişten veya günümüzden rock veya daha başka tür müzik yapan müzisyenlerden etkilendiğin isimler var mı?
Kendinize özgü bir şeyler oluşturmak istersiniz elbette ama rock müzik geleneğinden faydalanacağınız kimseler var mı?

Tabi ki var. Feridun Düzağaç’ın söz yazım tekniği, bunalımı, melodileri hep mest etmiştir beni. Leman Sam’da aynı şekilde. Bir diğer yandan çocukluğumun grubu dediğim Ezginin Günlüğü, 2004 yılında Git ile söz yazımına ve Türk müziğine yeni bir tarz getiren 6.cadde ve devamında emreaydın… daha bir ton insan sayabilirim… aaa unutmadan mor ve ötesi çok etkilenirim hala yaptıkları her işten. Gripin de öyle, sahnede duruşum Birol abi gibidir mesela… ah bir de durduğum gibi söyleyebilsem : )

Emrah senin web tasarımı konusunda da becerin var. Mesela Gripin, Mor ve Ötesi ve Emre Aydın’ın sitelerini yapmışsın. Bu isimlere yakınlaşmanda bu işin bir etkisi var mı?

Çünkü mesela Emre Aydın’ın bazı demolarına katkısını görüyoruz.Tabi ki var. Yok dersem yalan olur, ama sadece cesaret konusunda yararı oldu. Örneğin ben lise de kendimi konserde söylerken hayal edip dolaşırken caddelerde az küfür yemedim şoforlerden : )

Yeri gelmişken demolardan bahsedelim biraz da. Demoların geniş bir yelpaze sunuyor gibi geldi bana. Adını Sen Koy ve Aydilge ile yaptğın düet gibi mesela.Abi şimdi durum şu, ben arabesk dinlerim… dinlemem diyene de saygı duyarım. Ama çok fazla dinlemem, ama dinlediğimi de çok sever kafama takarım. Bunun yanında elektronik müzikte severim, rock müzikte… ee ne yapmak lazımdır?

Harman… Seni şiirlerinle de tanıyoruz Emrah. Şarkı sözü yazmakla şiir yazmak arasında fark varsa eğer, bu nedir sence? Şarkı sözü yazmak insanı kısıtlıyor, oturup hadi şarkı sözü yazayım diye bir şeyim olmadı hiç. Ben genelde şarkı sözlerini yürürken yazıyorum, şiirleri otururken. Tek fark bu, ciddiyim.Şiirlerinde ve şarkı sözlerinde bir depresiflik var gibi?Matematik bölümünde 4. yılım ve geçtiğim kredi sayısı 14, ailem bunu bilmiyor, maddiyat mahvolmuş, kız arkadaşım başka şehirde, telefonun sürekli şarjı bitiyor, küresel ısınma başladı ve hayat inanılmaz derecede yorucu. Bırak ta olsun ya depresiflik.

Sen sözleri yazarken müzikal anlamda bir fikir yürütüyor musun? Sana göre şarkı müzikle mi ön planda olur yoksa sözle mi?

Sözle : P, ama bok gibi bir sözü de müzikle deli dehşet sunabilirsin insanlara. Ama söz benim için en önce gelir. her şeyden önce. At avrat söz : PRock müzik hakkında düşüncelerin nelerdir?
Kendine bir siyasi rol çiziyor musun bu bağlamda?

Eğer yaşıyorsak ve bir şeyler düşünebilecek kapasitedeysek siyasetin içindeyizdir. Rock müzik bana hayatın kendisini sunuyor çünkü sınır tanımıyor. Rocker’im diyemem ama rock dinliyorum diyebilirim. İkisi farklı şeyler. Ama cümle git gide saçmalaşmadan toparlayım, siyasi çizgi esasında dinlediğin müzik ile doğru orantılıdr fakat günümüzde her şey topaç.Bir de tarzlar var tabi.

Sen bu tarz olayına nasıl bakıyorsun? Kendini ve grubunu bir tarz’a sokabilir misin?

İstersen birden fazla tarz’a da sokabilirsin elbette :)Bilmem, bu işi harbiden bilenlere sorduk. İsim koyamadılar, biz diğer gruplar gibi Altüst rock demek isterdik ama bana sanki daha çok bilmiyormuşum gibi geliyor. Daha çok demo yaptıkça sizde anlayacaksınız…

Bir albüm çalışması var mı?

Henüz yok ama http://www.altust.org üzerinden albüm çıkmış kadar büyük bir kitle olduğundan o ciddiyette bir çalışma var tabi ki bizde de.Başka söylemek istediğin bir şey var mı?Bu güzel roportaj için sana çok teşekkür ederim. http:rockturka.blogspot.com hayırlı, uğurlu olsun. Umarım çok güzel işler başarırsınız.

8/01/2007

RoCkTuRkA iLe ChİlEkEsH

Bir dertten mustaribiz

Bir dertten mustaribiz

İşte Çilekeş ile ilgili merak ettikleriniz...

Ankara'da birbirlerini bulmadan çok önce, ortaokul sıralarındayken ilk melodilerini çıkarmaya başladılar. Üniversiteli çocuklar olarak bir araya geldikten kısa bir süre sonra ise Ankara'nın rock piyasasında hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaşmışlardı. Vokalde Görkem Karabudak, elektronik gitarda Ali Güçlü Şimşek, bas gitarda Gökhan Şahinkaya ve davulda Cumhur Avcil'den oluşan Çilekeş'i albüme ve ülke çapında tanınmalarına götüren yol ise 2003 Mayıs'ında son anda katıldıkları Fanta Genç Yetenekler Yarışması'nda Türkiye finaline kalmalarıyla açıldı. 2005 Haziran'ında çıkan ilk albümleri 'Y.O.K.' (Yalnız Olma Korkusu) ile Türk rock piyasasına giriş yaptılar. Çilekeş'in 'okumuş çocukları', İstanbullu üç hayranı Elif Uğur, Yasemin Yıldız ve Pınar Taşdemir ile buluştu, kızlar sordu, onlar yanıtladı

Elif Ugur: Ankara grubu olarak belli bir kitleye müzik yaparken, Fanta Genç Yetenekler yarışmasının ardından ilk albüme giden yola girdiniz, geniş kitleler tarafından tanındınız. Yarışma olmasaydı Çilekeş şimdi ne yapıyor olurdu?
Görkem Karabudak: Daha önce Ankara'da barlarda bir şekilde kendi bestelerimizi çalıp insanlara dinletiyorduk. Ama bir yol bizi daha üst kademeye getirmeliydi. Fanta'nın yarışması da şans eseri denk geldi. "Mutlaka kazanalım" diye girmemiştik başta. CV'yi yollamıştık öylesine, sonra bir baktık İç Anadolu finaline kalmışız. Sonra da jüri üyelerinin desteğini aldık; basının, firmaların, prodüktörlerin dikkatini çekmiş olduk. Olmasaydı da bir şekilde yine dikkat çekmeye çalışacaktık tabii.

Yasemin Yıldız: Bir süre Ankara'da çaldıktan sonra İstanbul'a geçiş yaptınız. İki tarafın seyircisi, kitlesi arasında fark görüyor musunuz? Kitlenin farklılığı performansınızı etkiliyor mu?
Görkem Karabudak: Ankara ile İstanbul arasında zaman olarak fark var aslında. İstanbul'da birkaç sene önce yapılan şeyler o sırada Ankara'da daha yeni gündemde oluyor. Bir de Ankara'da grubu daha iyi bilen insanlara çalıyorduk.
Ali Güçlü Şimşek: Ankara'da edindiğimiz kitle biraz daha ailesel bağları olan seyirciydi. Aslında seyirci filan yoktu. Beraber içiyorduk. Sonra biz sahneye çıkıp çalıyorduk, sonra yine beraber içiyorduk. Buraya geldiğimizde, tabii ki beraber içmediğimiz insanların karşısında, dışarıdan gelmiş bir gruptuk. Zamanla içmeye başladık hep beraber!

Pınar Taşdemir: Müzik eğitimi alan Görkem dışında hepiniz üniversitede müzikten ayrı alanlarda eğitim görmüşsünüz. Müziğiniz bir şekilde farklı disiplinlerde aldığınız eğitimden besleniyor mu?
Cumhur Avcil: Ben psikoloji okudum. Aslında yaptığımız müziğe çok fazla bir katkısı yok ama grup içi iletişim açısından faydası oluyor. Şimdi sosyal antropoloji yükseklisansı yapıyorum. Tezimde Türk rock seyircisinin profilini çıkartacağım. Dikkat çekici sonuçları olacağını düşünüyorum.
Gökhan Şahinkaya: Bilgisayar programcılığı okudum. Müzikle hiçbir alakası yok ama bir taraftan ona da zaman ayırıp yapıyorum.
Görkem Karabudak: Ben müzik okudum ve tabii faydası oldu! Müzik okumamış olan biri de çok daha iyi müzik yapabilir tabii ki.
Ali Güçlü Şimşek: Benim başlayıp bitirmediğim bir Fransız filolojisi eğitimim var. Bu sene tekrar sınava girdim ve müzik eğitimi almak istiyorum.

Elif Uğur: Rock müzik orta yaş ve üzerinde çok tutulan bir tür değil. Ailelerinizin rock müzikle 'mesainize' bakışı nasıl oldu?
Cumhur Avcil: Annem babam rock müzik dinlemiyor tabii ki ama bu işi yapmaya başladığımdan beri de bana çok fazla destek oluyorlar. Davul çalmaya ilk başladığımda "Ne işin var davulla, gitar çal adam gibi. Bak herkes gitar çalıyor" demişlerdi. İlk konseri izlediklerinden itibaren sürekli destek oldular ama.
Gökhan Şahinkaya: Beni anneannem teşvik etti. Anneannem 44 yaşından sonra org dersi almaya başlamıştı, ben de o zaman altı-yedi yaşındaydım. Sonra piyano çalmaya başladı. Bana da ufak ufak gösteriyordu. Üniversitede ciddi derecede ilgilenmeye başladım müzikle. Annem babam da hoşlarına gidince desteklemeye başladı.
Görkem Karabudak: Ortaokul yıllarında bana ilk rock dinleten annemdir. Babam da bir şekilde teşvik ediyordu, küçük yaşlarda org almalar filan. Klasik müzik eğitimi aldığım için bir yandan rock müzikle ilgilenmem biraz canlarını sıkıyordu. Barda çalmaya başlayınca tedirgin oldular ama sonra aksatmadığımı gördüler. "Okuldan ayrılıp İstanbul'a taşınacağım, orada okuyacağım, albüm yapacağım" deyince biraz garip karşıladılar ama şu anda destekliyorlar.

Ali Güçlü Şimşek: Bizimkiler de hep destekledi ama babamın rock müzikle ilgilenenlerin büyük bir kısmının gey olma ihtimalinin yüksek olduğu gibi bir düşüncesi vardı. Uyuşturucu kullanılan, kötü bir dünya çizmişti kafasında. O kadar kötü olmadığını anlatmak birkaç yılımı aldı. Ama şu an herkes çok destek oluyor.

Pınar Taşdemir: Bildiğim kadarıyla aynı evi paylaşıyorsunuz. Ev arkadaşlığı, Çilekeş'in profesyonel yaşamını nasıl etkiliyor?
Ali Güçlü Şimşek: Sonuçta biz bir şeyleri bırakıp Ankara'dan İstanbul'a geldik. İstanbul'da birbirimize destek olmaya çalışıyorduk. Stüdyoda berabersin, evde berabersin, kapıyı açıyorsun berabersin, Hakkari'ye gidiyorsun berabersin. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz bir kere. Müziğimize katkısı da herhangi bir şeyi, herhangi bir anda paylaşabiliyor olmamız. Ne kadar, ne yaşıyor olduğumuz bir kenarda kalıyor, "Bak şöyle bir şey var" deyip kapıyı çalıp gösterebiliyorsun.

Pınar Taşdemir: Türkiye'de rock müzik son birkaç yılda patladı. Eskiden olmadığı kadar çok rock grubu var artık. Piyasadaki ortam size nasıl etki ediyor?
Ali Güçlü Şimşek: Rock müzik uzun zamandır seviliyor aslında. Ama son yıllarda ülkemizde rock müzik diye bir oluşum var olmaya başladı. Bugüne kadar bağımsız adaylar kadar bile yüzdesi yoktu. Sonuçta 60'lardan, 70'lerden gelen bir durum var. Son yıllarda da çok büyük bir patlama değil yaşanan bence, sadece sayı birkaç bin daha arttı ve televizyonda daha çok yer buluyorlar.

Elif Uğur: Bir rock grubu için 'Çilekeş' isim olarak çok arabesk değil mi?
Görkem Karabudak: İlk çıktığı döneme bakarsak arabesk de bir başkaldırı. 'Çilekeş', arabesk sanatçısı zannedilen büyük bir sanatçının, Orhan Gencebay'ın bir şarkısının ismi olduğu için öyle geliyor insanlara. Kendisi bence halk müziği sanatçısıdır. Bizim için bir cesaretti ve riskli bir adımdı. Yaptığımız da çok mutlu insanların müziği değildi. Şu anda çok daha pozitif şarkılar yapabiliyoruz. Çilekeş, bir müzik grubu olarak yaşadığımız şeylerin de esprisi. Aynı zamanda bir dertten mustarip olduğumuz için adımız Çilekeş.

Pınar Taşdemir: Türkiye'de her isim, grup bir şekilde dünyaya açılmak ister, sizin böyle bir hayaliniz var mı? Kimle çalışmak isterdiniz?
Görkem Karabudak: Dünyaya açılmak... Çok büyük geliyor bir anda. Birçok grup İngilizce albüm yapmak istiyor. Maalesef dünyada bu işi yapacaksanız Türkçe olmuyor. İngilizce'yi ne kadar iyi bilirsek bilelim Türk olduğumuz için onlar gibi anlatamayız. Müzikal yönlerden bir şekilde dünyadaki insanları da yakayabilirsek ne mutlu bize.
Ali Güçlü Şimşek: Bir şey kafandan, kalbinden çıkıp hayata geçtiğinde o dünyaya çıkıyor zaten. Sizin o içine çıkardığınız piyasanın dünya içindeki yeri tartışıldığında, evet, İngilizce konusu gibi şartlar var. Bu ülkedeki bir yığın insan da bu psikolojinin içerisinde. Mesela Dandanadan dünyaya bir albüm çıkardı bence, Türkiye'ye çıkarmadı.
Cumhur Avcil: İnternet sitemize Türkiye dışından da çok insan giriyor. Bunlar sadece orada yaşayan Türk vatandaşlarının çok olduğu ülkeler değil. Brezilya'dan çok hit alıyoruz. Japonya'dan bir fanımız var, bana imzalı albüm gönderin diye sürekli mesaj atıyor. Kimle çalışmak isterdiniz kısmına gelince... Tori Amos geçen gün bir röpotajında aynı soruya "Yaşasaydı Freddie Mercury ile çalışmak isterdim" diye yanıt vermişti. Herhalde grupça katılırız bu cevaba.

Elif Uğur: Türkiye yakın tarihinde iz bırakan olaylar yaşadı. Rock müzik yapanlar da bunu bir şekilde müziğine yansıtıyor. Siz toplumsal, politik olaylardan ne kadar etkileniyorsunuz?
Görkem Karabudak: Başımıza gelen herhangi birşeyle ilgili şarkı yazabiliyoruz, bu özel bir konu da olabilir, bir aşk hikayesi de olabilir. İlk albümde böyle şarkılar vardı, 'Kürar', 'Gözaltı', 'Siyah' gibi... Şarkılar çoğaldıkça, olaylar geliştikçe bu devam edecek.
Ali Güçlü Şimşek: Toplumsal, sosyal olaylara dair fikirlerimizi direkt bir görüş olarak belirtmiyoruz ama şarkıların içinde tabii ki yer alıyor. Biz de olanlardan nasibimizi alıyoruz. Bu albümde ilkine göre belki daha çok ağırlıklı olacak. Çünkü daha çok canımız sıkılmaya başladı. İstanbul'a geldik ve daha fazla gerçek hayatın içindeyiz.